İspanya Merkez Bankası’na göre, İspanyol şirketlerinin üçte birinden fazlası halihazırda ekonomik belirsizliği en büyük sorunlarından biri olarak gösterirken, benzer bir oran da kâr marjları üzerindeki baskıyı sorun olarak belirtiyor.
Yine de, çoğu kişinin maliyet yönetimini sanki ortam istikrarlıymış gibi sürdürdüğünü gözlemlemeye devam ediyoruz: iyi satın almak = ucuza satın almak.
Bu denklemin dengesi bozuldu. Jeopolitik risk, son on yılların en yüksek seviyesinde (IMF) ve istikrarsızlık artık bir istisna değil, norm haline geldi. Böyle bir durumda, birim fiyat, maliyetin kendisi değil, maliyetin en yüksek noktasıdır.
Şu anda, oynaklık, gelir tablosundaki sıradan bir kalem olarak değerlendirilmelidir:
— Yıllık değil, haftalık olarak gözden geçirilen navlun ek ücretleri.
— 72 saat geçerliliği olan teklifler.
— Artık geçerliliğini yitirmiş olan durumlarda sigorta yenilemeleri.
Asıl sorun, zaman asimetrisidir: Satın alma kararı bugünkü fiyat üzerinden verilir, ancak sözleşme on iki ya da yirmi dört ay sürer. Kararınızı verirken kullandığınız veriler, imzaladığınız taahhüt süresi dolmadan geçerliliğini yitirir.
Yöneticilere, komitelere ve konseylere, “nasıl %10 kesinti yapabiliriz” yerine, şu hususları derinlemesine düşünmelerini tavsiye ediyorum:
1. Maliyet yapımızın ne kadarlık bir kısmı, bizim kontrolümüz dışında olan değişkenlere bağlıdır?
2. Daha önce kabul ettiğimiz ek ücretleri ne sıklıkla gözden geçiriyoruz.
3. Bir yükselişin gerçek mi yoksa bir fırsat mı olduğunu anlamak için bir piyasa referansımız varsa (bu çok önemlidir).
Bu ortamda sorunsuz bir şekilde yol alan şirketler, dalgalanmayı ve jeopolitik riski istisnai ya da tek seferlik bir durum olarak değil, günlük bazda yönetilmesi gereken temel bir süreç olarak kabul eden şirketlerdir.
Şirketinizde bunu nasıl yapıyorsunuz? Vizyonunuz nedir?






























































































