ABD’deki her üç şirketten ikisi, enerjinin kâr marjlarını erittiğini şimdiden hissediyor.
Asıl mesele, bunun Orta Amerika’ya ulaşıp ulaşmayacağı değil. Asıl mesele, bunun çoktan ulaşmış olup olmadığı ve şirketindeki hiç kimsenin bunu ölçüp ölçmediği.
Duke Üniversitesi ve Richmond Fed’in en son “ CFO ” Anketi bunu ortaya koyuyor: CFO’lar, 2026 yılı birim maliyet tahminlerini +1,1 puan daha yukarı doğru revize ettiler. Bunun temel nedeni, soyut anlamda gümrük vergileri değil; müşteriye yansıtılmadan şirket içinde karşılanan enerji maliyetleridir.
Asıl sorun, maliyetlerin artması değil. Sorun, maliyetlerin kimsenin titizlikle incelemedığı kategorilerde artmasıdır.
Telekomünikasyon, sigorta, nakliye, profesyonel hizmetler – 18 ya da 24 ay önce imzalanan sözleşmeler; bunlardan bazıları o zamandan beri karşılaştırmalı bir teklif alınmamış durumda. Bunun nedeni ekibin ihmalkar olması değil, günlük iş yükünün böyle bir incelemeye hiç zaman bırakmamasıdır.
Birkaç ay önce, Guatemala’daki bir dağıtım şirketine telekomünikasyon harcamalarına ilişkin bir denetim sürecinde eşlik ettik. İki yıldır kimse bu faturaları titizlikle incelememişti. Tespit edilen tasarruf, bu kategorideki toplam harcamaların %30’unu aştı.
Maliyet enflasyonu her zaman Tüketici Fiyat Endeksi’nde (CPI) gözle görülür bir artış olarak ortaya çıkmaz. Bazen, piyasa koşulları değiştiğinde kimsenin yeniden müzakere etmediği sözleşmelerin toplamı şeklinde ortaya çıkar.
Kâr marjını korumak, personel giderlerini kısmakla başlamaz. Öncelikle, şirketinizin her bir kategoride tam olarak ne kadar ödeme yaptığını ve bu tutarın günümüz piyasasındaki teklifleri hâlâ yansıtıp yansıtmadığını belirleyin.
Şirketiniz en son ne zaman bu değerlendirmeyi yaptı?
Kaynağı indirin






























































































